Yat Turizminde ‘Tonoz’ Çıkmazı: Begüm Doğulu Gerçekleri Deniz Gündem’e Anlattı
Yat Turizmi Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Begüm Doğulu, son günlerde kamuoyunda tartışma yaratan tonoz projesi iddialarına açıklık getirdi.
Yat Turizmi Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Begüm Doğulu, son günlerde kamuoyunda tartışma yaratan tonoz projesi iddialarına açıklık getirdi. Mahkeme kararının projenin iptali anlamına gelmediğini vurgulayan Doğulu, deniz ekosistemini koruyan sürdürülebilir yat turizminin ancak ortak akıl, hukuk ve bilimsel verilerle mümkün olabileceğini belirtti.
Türkiye’nin eşsiz koylarında deniz turizmi ile çevresel sürdürülebilirlik arasındaki hassas denge, son günlerde “tonoz uygulaması” üzerinden alevlenen hukuki tartışmalarla yeniden gündemin ilk sıralarına yerleşti. Projeye yönelik verilen “ÇED Gerekli Değildir” kararının mahkemece durdurulması, kamuoyunda ve sosyal medyada “projenin tamamen iptal edildiği” yönünde ciddi bir bilgi kirliliğine yol açtı.
Sektörün ve çevrenin geleceğini yakından ilgilendiren bu süreçte, bilgi kirliliğinin önüne geçmek ve kamuoyunu doğru yönlendirmek adına sektör temsilcileri harekete geçti. Yat Turizmi Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Begüm DOĞULU, mahkeme kararının hukuki olarak gerçekte ne anlama geldiğini, deniz çayırlarının korunması için söz konusu sistemin neden hayati bir önem taşıdığını ve uluslararası rekabette güçlü bir deniz turizminin yol haritasını okurlarımız için tüm şeffaflığıyla değerlendirdi.
Öncelikle sizi bu açıklamayı yapmaya iten süreç nasıl gelişti?
Son günlerde kamuoyunda yer alan haberler ve sosyal medyada yapılan yorumlar nedeniyle tonoz sistemi hakkında ciddi bilgi kirliliği oluştuğunu gördük. Yat Turizmi Derneği olarak görevimiz yalnızca sektörü temsil etmek değil, aynı zamanda kamuoyunun doğru bilgilendirilmesine katkı sağlamaktır. Biz çevrenin korunmasını da, deniz turizminin sürdürülebilir gelişimini de birbirinin alternatifi değil, tamamlayıcısı olarak görüyoruz. Bu nedenle hukuki sürecin doğru anlaşılması ve yanlış algıların önüne geçilmesi amacıyla açıklama yapmayı gerekli gördük.
Mahkemenin verdiği yürütmenin durdurulması kararı tam olarak neyi kapsıyor?
Mahkeme kararının doğru okunması son derece önemlidir. Karar, tonoz sisteminin tamamen kaldırılması veya uygulanamayacağı yönünde verilmiş bir karar değildir. Yürütmenin durdurulması kararı, proje için verilen “ÇED Gerekli Değildir” kararına ilişkindir. Dolayısıyla burada tartışılan konu tonoz uygulamasının kendisi değil, projenin çevresel değerlendirme sürecidir. Bu ayrım hem hukuken hem de uygulama açısından son derece önemlidir.
Bu hukuki ayrımı biraz daha açabilir misiniz?
Tonoz sistemi ile ÇED süreci birbirinden farklı iki konudur. Tonoz; deniz tabanını korumaya yönelik teknik bir uygulamadır. ÇED ise bu uygulamanın hangi kapsamda, hangi bilimsel verilerle ve hangi çevresel etkiler değerlendirilerek hayata geçirileceğini belirleyen hukuki süreçtir. Mahkemenin değerlendirmesi de tam olarak bu noktadadır. Yani “Tonoz uygulanamaz” denmemiştir. “Bu büyüklükteki bir proje çevresel değerlendirmeden muaf tutulamaz.” denilmektedir. Bu nedenle hukuki süreç doğru tamamlandığında proje yeniden uygulanabilir hâle gelebilir.
“Tonoz projesi iptal edildi” yorumları neden gerçeği yansıtmıyor?
Çünkü ortada projeyi tamamen ortadan kaldıran kesinleşmiş bir iptal kararı bulunmamaktadır. Mahkeme yalnızca çevresel değerlendirme sürecinin eksik olduğuna hükmetmiştir. Dolayısıyla bugün için söylenebilecek en doğru ifade şudur: “Tonoz sistemi değil, ÇED muafiyeti hukuken durdurulmuştur.” Bu ayrımın doğru anlatılması hem kamuoyu hem de sektör açısından büyük önem taşımaktadır.
Bundan sonraki hukuki süreç nasıl işleyecek?
Bundan sonraki süreç tamamen hukuk devletinin öngördüğü mekanizmalar çerçevesinde ilerleyecektir. İlgili kurumların mahkeme kararını dikkate alarak gerekli çevresel değerlendirmeleri yapması, bilimsel raporların hazırlanması ve ÇED sürecinin tamamlanması beklenmektedir. Bu süreç tamamlandıktan sonra proje yeniden değerlendirilebilir. Biz sürecin hukuka uygun şekilde yürütülmesinin hem çevre hem de sektör açısından en sağlıklı yol olduğuna inanıyoruz.
Tonoz sistemleri çevresel açıdan neden önem taşıyor?
Bugün dünyanın birçok önemli yat destinasyonunda tonoz sistemleri deniz ekosistemini koruyan önemli uygulamalar arasında yer almaktadır. Özellikle yoğun kullanılan koylarda teknelerin sürekli çıpa atması deniz çayırlarına ve hassas habitatlara zarar verebilmektedir. Bilimsel esaslara göre planlanmış ve doğru uygulanmış tonoz sistemleri bu baskıyı önemli ölçüde azaltabilir. Ancak her çevre projesinde olduğu gibi burada da doğru planlama, doğru mühendislik ve doğru çevresel değerlendirme büyük önem taşımaktadır.
Çevrenin korunması ile sektörün gelişmesi nasıl birlikte mümkün olabilir?
Biz bu ikisini birbirine rakip olarak görmüyoruz. Çevresi korunmayan hiçbir destinasyon uzun vadede turizm merkezi olamaz. Aynı şekilde sürdürülebilir bir turizm ekonomisi olmadan da çevrenin korunması için gerekli kaynakların oluşturulması zorlaşır.
Dolayısıyla doğru denge;
• bilimsel veriler,
• hukukun üstünlüğü,
• sektörün tecrübesi,
• kamu otoritesinin koordinasyonu
üzerine kurulmalıdır.
Tüm paydaşların birlikte hareket etmesi neden önemli?
Çünkü deniz hepimizin ortak mirasıdır. Bu nedenle yalnızca kamu kurumlarının ya da yalnızca sektörün tek başına karar vermesi yerine; üniversitelerin, bilim insanlarının, çevre kuruluşlarının, yerel yönetimlerin ve sektör temsilcilerinin ortak akıl üretmesi çok daha sağlıklı sonuçlar doğuracaktır. Kalıcı çözümler ancak katılımcı yönetim anlayışıyla mümkündür.
ÇED süreci sadece hukuki zorunluluk mudur?
Kesinlikle hayır. ÇED yalnızca yasal bir prosedür değildir. Aynı zamanda projelerin bilimsel temele oturmasını sağlayan önemli bir güven mekanizmasıdır. İyi hazırlanmış bir ÇED süreci hem çevresel riskleri azaltır hem de toplumun projeye duyduğu güveni artırır. Dolayısıyla doğru yürütülen bir ÇED süreci aslında yatırımın da, çevrenin de güvencesidir.
Çevre ile sektör arasında denge kurulamazsa ne olur?
Türkiye dünyanın en özel mavi yolculuk rotalarından birine sahiptir. Bu doğal zenginliği koruyamazsak uzun vadede turizm gücümüz zarar görür. Ancak yatırımların ve sektörün önünü gereksiz şekilde tıkayan süreçler de uluslararası rekabet gücümüzü olumsuz etkileyebilir. Dolayısıyla hedefimiz; çevreyi koruyan, hukuka uygun, öngörülebilir, bilimsel temelli ve sürdürülebilir bir yönetim modeli oluşturmak olmalıdır.
Yat Turizmi Derneği olarak nasıl bir rol üstleniyorsunuz?
Biz kendimizi taraflardan biri olarak değil, çözümün paydaşı olarak görüyoruz. Kamu kurumlarımızla, sektör temsilcileriyle, akademisyenlerle ve sivil toplum kuruluşlarıyla yapıcı diyalog içerisinde çalışmaya devam edeceğiz. Amacımız; çevreyi koruyan, hukuka saygılı, sektörün gelişimini destekleyen ortak çözümler üretmektir. Türkiye’nin yat turizmindeki uluslararası rekabet gücünü artırırken doğal mirasımızı gelecek nesillere aktarmayı en önemli sorumluluğumuz olarak görüyoruz.
Son olarak vermek istediğiniz mesaj nedir?
Bu süreç hiçbir şekilde “çevre mi, turizm mi?” tartışmasına dönüştürülmemelidir. Doğru soru şudur: “Çevreyi koruyarak yat turizmini nasıl daha güçlü hâle getirebiliriz?” Yat Turizmi Derneği olarak inanıyoruz ki Türkiye bunu başarabilecek bilgiye, tecrübeye ve kurumsal kapasiteye sahiptir. Devletimizin ilgili kurumları, bilim dünyası ve sektörümüz ortak akılla hareket ettiği sürece hem doğal zenginliklerimizi koruyacak hem de Türkiye’yi dünyanın en güçlü sürdürülebilir yat turizmi destinasyonlarından biri haline getireceğiz.
Çünkü güçlü bir deniz turizmi ancak sağlıklı denizlerle mümkündür; sağlıklı denizler de ancak bilim, hukuk ve ortak sorumluluk anlayışıyla korunabilir.